4 Mart 2013 Pazartesi

Şimdi eskiden yazdıklarıma, söylediğim şeylere baktığımda ne haldeymişim, kafam ne kadar karışıkmış, ne kadar çaresiz hissetmişim, ne kadar acı çekmişim ya da ne kadar kafayı yemişim gibi bir sürü cümle kurabiliyorum. Gerçek şu ki gerçek olan bunlar. Gerçekten kendimi kaybetmiştim. Kim hayatının büyük bölümünü onunla geçirmese de öyle olduğunu hissettiği, hayatını ondan öncesi ve sonrası olarak ayırdığı, hayatını olduğu gibi değiştiren, kendini her gün her saniye bulutların üstünde hissettiren, o olmadan yaşayamam çünkü onsuz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyorum dediği, hayatının kalanını ne olursa olsun birlikte geçireceğini farz ettiği birini kaybettiğinde kafayı yemez ki? Herkesin gördüğü ben'in ötesinde bir ben daha var, her kişi de olduğu gibi. Herkes hep sen çok güçlüsün, sen güçlüsün der bana hatta O bile. Ben kendimi hiç öyle görmedim, hala daha görmüyorum. Ben bunları yaşadım, atlattım desem bile göremiyorum. Neredeyse 1 yıl olacak, hala toparlanamadım çünkü. Ne zaman gözümü kapatsam 5 yıl boyunca bir gün olsun en ufak duygusallık belirtisi göstermeyen bir adamın ben ağlıyorum diye bana sarılıp ağlaması gözümün önüne geliyor. Hep iyiyim diyorum kendime, iyiyim. İyiyim çünkü. Bir insan hayatının aşkını ne kadar unutabilirse o kadar unuttum. Ne kadar yeniden başlayabilirse o kadar yeniden başladım. Çok düşünmek mutluluğun sonu derler ya, ne kadar az düşünürsen o kadar daha çok mutlu olursun. Çoğu zaman düşünmemek için yaptığım eylemler yerini sadece daha fazla düşünceye bırakıyor. Boğulup duruyorum kendi içimde, hiç durmadan. Rahat bırakmıyor hiç bir ayrıntı beni. Üzgünlük, kırgınlık ya da kızgınlık değil bunlar, bunların hepsinden geçeli çok oldu. Yalnızca neden kendime hala bahane  bulduğumu, kendime yalan söylediğimi anlayamıyorum. Anlayamadıkça daha çok düşünüyorum, düşündükçe daha çok anlayamıyorum. Bu böyle sürüp gidiyor. Yalnızca öyle görünmek için yapmak istemiyorum bazı şeyleri, vakti geldiğinde, ben hazır olduğumda olsun istiyorum, peki ya yine kendime hazır olmadığımı söyleyerek hayatı kaçırıyorsam? Ya ihtiyacım olan kendimle düşünce dolu saatler geçirmek yerine bana ilgi gösteren, gerçekten değerimi bilen, beni kendi de dahil tüm dünyadan koruyabilecek, bir daha üzülmeme asla izin vermeyecek, benden hiç bir şey beklemeyecek bir adamın tesellisiyse? Ben hiç doğru zamanda doğru yerde olamadım. Zaman hep yanlıştı. Belki zamanlama yanlış olmasaydı bir daha eşini benzerini göremeyeceğim büyüklükteki bir aşkı yaşayamayacaktım ama aynı aşk başlarken ki zaman yanlış olduğu için bitmedi mi zaten? Keşke bu kadar çok düşünmeden yaşayabilsem her şeyi yalnızca akışına bırakarak, yalnızca mutlu olarak.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder