7 Ekim 2013 Pazartesi


Hep piyano çalmak istedim ben. Küçük parmaklarım tuşların üstünde dolaştıkça kendim de dahil her şeyi unutmak istedim.
Çıplak ayaklarımla dans etmek istedim, parmaklarımın ucunda. Güneş ışığı dolu bir odada bütün camlar ardına kadar açık, serin hava odaya dolarken, beyaz elbisem uçuşsun istedim.
Çiçeklerin arasında yürümek istedim. Tek başıma. Ellerim yapraklarına değerken kokularını ciğerlerime çekmek istedim.
Seneler önce başladığım kitabımı bitirmek istedim. Hikayenin sonunu ben bile bilmezken.
Aşık olmak istedim yalnızca. Kendimi kaybetmek istedim başka birinin gözlerinde, bedeninde yeniden.

Vazgeçiş.

Durup düşününce hep vazgeçmişim diyorum. Bir ara kendimden vazgeçmiştim, sonra aşkımdan vazgeçtim, şimdi de hayalimden. Bazen hayat şartları bizi istediğimizin ötesinde bazı şeylere sürüklüyor. İstediğinden de fazlasına kavuşuyorsun bazen, bazen istediğini bile alamadan terk etmek zorunda kalıyorsun hayallerini. Her istediğimize kavuşsaydık yaşamanın anlamı kalmazdı değil mi? Zor olan her şey daha güzel oluyor sonuçta, daha değerli. Elde etsek de edemesek de. Bazı şeyler en başından imkansız oluyor. Ben hep imkansıza hayran oldum. Dünya üzerinde tapabileceğim daha yüce bir kavram yok sanırım. Bazen benim ne sorunum var diye düşünüyorum her şey bu kadar zor olmamalı. Etrafıma baktığımda 'zor'dan başka bir şey göremiyorum. Zor ya da imkansız olmayan hiç bir şeyin bende değeri olmuyor çünkü. Bunlar için çabalarken hayatı kaçırıyorum. Eğer elde edersem bakıyorum ki ben onu aslında istemiyormuşum. Acaba ben mi ne istediğimi bilmiyorum?

26 Mart 2013 Salı

Fotograflarına bakıyorum hala. Benden sonra çekilenlere. Gülümsemişsin ama benimleyken olduğun gibi değil. Gözlerin aynı bakmıyor. Yüzün.. Bir şeyler var tarif edemediğim, sen aynı adam değilsin. Sanki dokuz ayda 5 yıl yaşlanmış gibisin. Ellerine bakıyorum, pamuk ellerine. Bana dokunuşlarını hatırlıyorum aşkla, tutkuyla. Nasıl masumdum seninken, seninleyken. Hala hiç bir şey değişmedi. Kırık kalbim dışında. Sonsuz aşkın varlığına daha çok inanıyorum sensizken. Neden kavuşamayınca aşk olduğunu daha iyi anlıyorum. Kimse olamıyor senin gibi. Kimse doğru gelmiyor, kimse doğru hissettirmiyor. Kimseye yaklaşamıyorum hala, kimse bana baksın, kimse dokunsun istemiyorum senden başka. Seninle temizlendim ben, yeniden günahsız oldum. Belki senin gözünde değil, ama bırakamıyorum, vazgeçemiyorum, kirletemiyorum anılarını.
Tam artık geçti eskisi kadar acımıyor diyorum, seni hatırlatacak bir şeyler, birileri mutlaka geliyor, tekrar başa dönüyorum. Neredeyse her gece seni rüyamda görüyorum. Hep seni arama isteğiyle uyanıyorum, arayamıyorum. Biliyorum ararsam sen de dağılacaksın, başa döneceksin ve biliyorum ki aslında aynı şeyleri sen de yaşıyorsun. Hissedebiliyorum. Bana verdiğin sözler ayakta tutuyor beni. Asla unutamayacağını biliyorum, ne zaman beni görsen, ne zaman sesimi duysan başladığın yere döneceğini biliyorum, hep diyorum ya ama çok zor, dayanamıyorum. Hayat boyu birbirimizi uzaktan sevecek olmaya dayanamıyorum.

4 Mart 2013 Pazartesi

Şimdi eskiden yazdıklarıma, söylediğim şeylere baktığımda ne haldeymişim, kafam ne kadar karışıkmış, ne kadar çaresiz hissetmişim, ne kadar acı çekmişim ya da ne kadar kafayı yemişim gibi bir sürü cümle kurabiliyorum. Gerçek şu ki gerçek olan bunlar. Gerçekten kendimi kaybetmiştim. Kim hayatının büyük bölümünü onunla geçirmese de öyle olduğunu hissettiği, hayatını ondan öncesi ve sonrası olarak ayırdığı, hayatını olduğu gibi değiştiren, kendini her gün her saniye bulutların üstünde hissettiren, o olmadan yaşayamam çünkü onsuz yaşamanın nasıl bir şey olduğunu henüz bilmiyorum dediği, hayatının kalanını ne olursa olsun birlikte geçireceğini farz ettiği birini kaybettiğinde kafayı yemez ki? Herkesin gördüğü ben'in ötesinde bir ben daha var, her kişi de olduğu gibi. Herkes hep sen çok güçlüsün, sen güçlüsün der bana hatta O bile. Ben kendimi hiç öyle görmedim, hala daha görmüyorum. Ben bunları yaşadım, atlattım desem bile göremiyorum. Neredeyse 1 yıl olacak, hala toparlanamadım çünkü. Ne zaman gözümü kapatsam 5 yıl boyunca bir gün olsun en ufak duygusallık belirtisi göstermeyen bir adamın ben ağlıyorum diye bana sarılıp ağlaması gözümün önüne geliyor. Hep iyiyim diyorum kendime, iyiyim. İyiyim çünkü. Bir insan hayatının aşkını ne kadar unutabilirse o kadar unuttum. Ne kadar yeniden başlayabilirse o kadar yeniden başladım. Çok düşünmek mutluluğun sonu derler ya, ne kadar az düşünürsen o kadar daha çok mutlu olursun. Çoğu zaman düşünmemek için yaptığım eylemler yerini sadece daha fazla düşünceye bırakıyor. Boğulup duruyorum kendi içimde, hiç durmadan. Rahat bırakmıyor hiç bir ayrıntı beni. Üzgünlük, kırgınlık ya da kızgınlık değil bunlar, bunların hepsinden geçeli çok oldu. Yalnızca neden kendime hala bahane  bulduğumu, kendime yalan söylediğimi anlayamıyorum. Anlayamadıkça daha çok düşünüyorum, düşündükçe daha çok anlayamıyorum. Bu böyle sürüp gidiyor. Yalnızca öyle görünmek için yapmak istemiyorum bazı şeyleri, vakti geldiğinde, ben hazır olduğumda olsun istiyorum, peki ya yine kendime hazır olmadığımı söyleyerek hayatı kaçırıyorsam? Ya ihtiyacım olan kendimle düşünce dolu saatler geçirmek yerine bana ilgi gösteren, gerçekten değerimi bilen, beni kendi de dahil tüm dünyadan koruyabilecek, bir daha üzülmeme asla izin vermeyecek, benden hiç bir şey beklemeyecek bir adamın tesellisiyse? Ben hiç doğru zamanda doğru yerde olamadım. Zaman hep yanlıştı. Belki zamanlama yanlış olmasaydı bir daha eşini benzerini göremeyeceğim büyüklükteki bir aşkı yaşayamayacaktım ama aynı aşk başlarken ki zaman yanlış olduğu için bitmedi mi zaten? Keşke bu kadar çok düşünmeden yaşayabilsem her şeyi yalnızca akışına bırakarak, yalnızca mutlu olarak.